TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

TTB Ali Özyurt Felsefe Sempozyumu: Pandemi, Tıp ve Politika

TTB Ali Özyurt Felsefe Sempozyumu: Pandemi, Tıp ve Politika

 02.04.2021  566 https://www.ttb.org.tr/965yija

Dr. Ali Özyurt, Türk Tabipleri Birliği’nin fikir ve kol emekçisiydi. “Umuduna Yaşamak” isimli kitabında, “Yaşamım umut ile umutsuzluğun sarkacında salınıp durdu. Ancak umut hep öndeydi bu salınımlarda. Ne zaman umutsuzluğa kapılsam bir umut ışığı yanardı gözlerimde... Hiçbir zaman mutlak umutsuzluğa kapılmadım. Zaten o zaman yaşamın anlamı kalmaz” satırlarıyla seslenmişti bizlere.

Türk Tabipleri Birliği olarak isteğimiz sevgili arkadaşımız, dostumuz, yoldaşımızın umudunu çoğaltmaktır. Bu nedenle bir eylem insanı olmanın yanı sıra edebiyat ve fikir işçisi olan Özyurt’un anısı yaşatmak için 10-11 Nisan tarihlerinde “Türk Tabipleri Birliği Ali Özyurt Felsefe Sempozyumu” gerçekleştirilecektir.

***

Bilirsiniz Dostoyevski, edebiyat yazımı için referansını Gogol’a dayandırarak, “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” der.

Aslında biliyoruz ki doğa bilimleri de dahil olmak üzere her şey felsefenin içinden çıktı. Memleketlimiz Miletli Thales “İlk neden sudur” diyerek, dünyaya fırlatılan insana, var olmaktan dolayı çektiği ve hep çekeceği eksikliğin ıstırabını, kendisinin ve bu dünyanın var oluş nedenlerini arayarak ancak bir müddet dindirebileceğini müjdelemiştir. Bu çağrıya kulak veren insan o günden beri nedenleri arayarak doğa ve sosyal bilimleri var etmiş ve anlama çabasını derinleştirmiştir.

Gelin görün ki, bu dünyada her şey karşıtını bünyesinde barındırmaktadır. Diyalektiğin temel yasası uyarınca nedenleri arama çabası da, özellikle doğa bilimlerini felsefeden kopararak hem onu bağımsız bir alan olarak özgürleştirmiş hem de felsefesini yitirmesine yol açmıştır. Tarihin uzun yürüyüşünde özgürlük uğruna felsefeden tümüyle koparak köklerini unutan tıp doktrini üçüncü bin yılda tümüyle teknik bir bilgi ve beceriye indirgenme tehlikesi altındadır.

“Türk Tabipleri Birliği Ali Özyurt Felsefe Sempozyumu”, bilgi alanlarının kompartımanlaşarak çölleşmeye yüz tuttuğu bir ortamda interdisipliner bir yeni varoluşa, bir yeni bilmeye mütevazı da olsa katkı sunmak amacıyla COVID-19 pandemisini tartışmayı amaçlamaktadır.

Dünya, insan, tıp ve hekimlik üzerine düşünen herkesi doğa ve sosyal bilimlerin tarihsel buluşmasına davet ediyoruz.

Arama ve anlama çabasının hiç bitmemesi için...

Yeni bir başlangıç için...

Sevgili Ali Özyurt için...

***

TTB ALİ ÖZYURT FELSEFE SEMPOZYUMU

PANDEMİ, TIP ve POLİTİKA

10 Nisan Cumartesi 

17.00-18.30 - Foucault; Pandemi ve İktidarlar 

  • Konuşmacılar: Ferda Keskin ve Utku Özmakas 
  • Moderatör: Osman Elbek

 

19.00-20.30 - Agamben; COVID-19'da Karantina

  • Konuşmacılar: Kayıhan Pala ve Onur Kartal 
  • Moderatör: Kurtul Gülenç

 

11 Nisan Pazar

16.00-17.30 - Arendt; Pandemi ve Totalitarizm

  • Konuşmacılar: Zeynep Gambetti ve Feride Aksu
  • Moderatör: Zeynep Talay Turner

 

18.00-19.30 - Derrida; Antroposen, Pandemi ve Şans

  • Konuşmacılar: Zeynep Direk ve Tacettin Ertuğrul 
  • Moderatör: Demet Parlar

 

* Sempozyum TTB'nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı olarak yayımlanacaktır.

* Konuşmacılara soru sorabilmek için ise kayıt olmanız gerekmektedir. Kayıt için lütfen tıklayınız.

***

10 Nisan Cumartesi

FOUCAULT, PANDEMİ VE İKTİDARLAR

Konuşmacılar: Ferda Keskin ve Utku Özmakas

Moderatör: Osman Elbek

Pandemi ve Biyoiktidar

Coronavirüs durumunda olduğu gibi salgın hastalık fenomeni tarih boyunca tıbbın yanı sıra birçok farklı söylemi ve maddi pratiği harekete geçiren bir fenomendir. Bu yüzden Sophocles’in Antik Yunan mitolojisinin en iyi bilinen kahramanlarından biri olan Oidipus’un öyküsünü anlatan oyununda olduğu gibi bu fenomenin nedenleri ve çözümleri çok farklı düzlemlerde araştırılmış ve uygulanmaya çalışılmıştır. Bu araştırma ve uygulama düzlemlerinde ise iktidar mekanizmaları merkezi bir yere tutar. Collège de France’ta verdiği ve Güvenlik, Toprak, Nüfus başlığı altında yayımlanan derslerinde Foucault, batının yakın geçmişinde öne çıkan üç faklı iktidar modelinin karşılaştırmalı analizini yapar. Oldukça ilginç bir biçimde, bu analizde Foucault, üç örnek olarak kent planlaması, tarım ürünlerinde azlık ve salgın hastalıkları seçmiştir. Bu bağlamda salgınlara karşı uygulanan dışlama, karantinaya alma ve yönetme pratiklerini güvenlik kavramıyla ilişkileri içinde tarif eden Foucault; vaka, risk, tehlike ve kriz gibi kategorilerin de ortaya çıkışına değinir. 1977-1987 yıllarında verilmiş olan bu derslerin içeriği bugün Coronavirüs mücadelesinde uygulanmak istenen, uygulanan ve uygulanamayan teknikleri de anlatmaktadır. Bir salgın hastalığın asla sadece bir salgın hastalık olmadığı ve insanın biyolojik varlığına tıbbın yanı sıra sınırsız bir ekonomik, toplumsal ve siyasi düzenekler bütününün müdahale ettiği hatırlandığında, Foucault’yu bir kere daha dinlemek dünyayı artık yeniden düşünme ve belki de yeniden kurma faaliyetine katkı yapma gücüne sahip görünüyor.

Ferda Keskin: Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden lisans, Columbia University’den master ve doktora derecelerini aldı. Columbia University’de Felsefe ve Humanities bölümlerinde ders verdi. 1994-2002 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde görev aldı. 2003 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’ne geçti ve 2003-2006 yılları arasında aynı kurumdaki Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı’nın direktörlüğünü yaptı. 2007 yılında Ekonomi Politik ve Toplumsal Felsefe Lisans Programı ile Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans Programlarını kurdu. 2008-2010 yılları arasında uluslararası Kültürel İncelemeler birliği Association for Cultural Studies’in Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptı.

Neoliberalizm, Pandemi ve Demokrasinin Aşındırılması

Bu konuşmada Michel Foucault’nun neoliberalizm analizi başlangıç noktası kabul edilerek öncelikle neoliberalizmin salt bir ekonomik doktrin olmadığı, bunun ötesinde bir “ussallık” olduğu ele alınacaktır. Ardından pandemi sürecinde bu ussallığın büründüğü yeni biçimlere değinilerek, son bir yılda “sağ kalma” vurgusunun, düşünme ve yaşama biçimlerimizde demokrasinin aleyhine nasıl yarıklar açtığı, ne türden tahribatlara neden olduğu incelenecektir. Bu bağlamda sonuç olarak neoliberalizmin pandemiyi demokrasiye yönelik mutat saldırısını güçlendirmek maksadıyla nasıl kullanıldığı gözler önüne serilmeye çalışılacaktır.

Utku Özmakas: 1986, Bergama doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktorasını Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Yazarları arasında Frantz Fanon, Terry Eagleton, Thomas Lemke, Jacques Rancière, Stuart Hall, Nancy Fraser, Simon Critchley ve Michel Foucault gibi düşünürlerin de bulunduğu yirmiden fazla kitabı çevirdi. Halen Uşak Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde çalışmaktadır. Kitapları: Şiirimizde Milenyum Kuşağı (Pan, 2008), Şiir İçin Paralaks (160. Kilometre, 2013) ve Biyopolitika: İktidar ve Direniş (İletişim, 2018), Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması (İletişim, 2019).

Osman Elbek: Tıp doktoru, göğüs hastalıkları uzmanı. İstanbul Tabip Odası üyesi. Halen özel sektörde hekimlik yapıyor. Sağlığın politikası ve hekimlik üzerine zaman buldukça düşünmeye ve yazmaya gayret ediyor. Çeşitli internet sitelerinde düzensiz sıklıkta yazıları yayınlanıyor. Bugüne kadar ağırlıkla sağlık konusunu ele alan çeşitli kitaplarda yazarlık, bölüm yazarlığı, editörlük yaptı. 

AGAMBEN; COVID-19'DA KARANTİNA

Konuşmacılar: Kayıhan Pala ve Onur Kartal

Moderatör Kurtul Gülenç

Yaşamla Ölüm Arasında: Biyopolitik Açmazlar

Pandemi, bizi biyopolitikanın temel sorularıyla yeniden karşı karşıya bıraktı. Zira bugün yaşam bir kez daha salt biyolojik bir varoluşa, hayatta kalmaksa bir nefes alıp verme etkinliğine indirgenmiş durumda. Hastalıktan korunmak uğruna her türlü olağanüstü önlem sanki olağanmış gibi alınabilmekte ve insanların büyük bir çoğunluğu da bu önlemleri sorgusuz sualsiz kabullenmekte. Bu durum yaşadığımız olağanüstü durumun zorunlu sonuçları olarak kabul edilebilir fakat sebepleri ne olursa olsun insan yaşamının sosyal ve politik boyutlarının sakatlandığı bir tablonun içinde olduğumuz da inkâr edilemez. Salgın yayıldıkça kimlerin hayatta kalacağına, kimlerin yaşamının yaşanmaya değer olacağına dair sorudan çok uzakta olduğumuz da söylenemez. Şimdilik yanıt vermek zorunda kalmasak da salgın bu hızla yayılmaya devam ederse bu sorunun, yurttaşlık, etnik ve dini köken, ekonomik ve sınıfsal pozisyon ya da politik statü gibi kategorilere başvurularak yanıtlanacağı günler de ufukta belirebilir. Bu günler geldiğinde hayatta kalmayı kimlerin hak ettiğine dair kararın, bir yandan hekimlerin diğer yandan politikacıların insafına bırakılması kimseyi şaşırtmayacaktır. Dahası salt hayatta kalmak uğruna toplumsallığın sorumluluk ve dayanışma gibi temel yönlerinin darbelendiği, toplumsal temasın asgari düzeye çekildiği, sırf kendimizi korumak pahasına başkasına, başkasının yaşamına her manada kör kalmanın sıradanlaştığı bir zamandan geçiyoruz. Hal böyleyken insanın ne olduğunu, onun sosyal varlığı ve sorumlulukları zemininde yeniden tartışmaya açmak gerekiyor. Bu konuşma, temelde bu iki hattı takip ederek insan yaşamının biyopolitik vasfını Giorgio Agamben, toplumsal ve komüniter vasfını ise Roberto Esposito üzerinden tartışmaya açmayı hedeflemektedir.

Onur Kartal: Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Bütünleşik Doktora programını yine aynı bölümde “Fenomenolojiden Politikaya Yirminci Yüzyılda Başkalık Sorunu” başlıklı teziyle tamamlamıştır. Baykuş, Felsefelogos, FLSF, Cogito, Birikim, Özne, Kampfplatz gibi dergilerde makaleleri yayımlanmıştır. Hâlen Adnan Menderes Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde çalışmaktadır. Başlıca çalışmaları: Biyopolitika-Cilt 1; Platon’dan Arendt’e Biyopolitikanın Felsefi Kökenleri (Editör, 2016); Biyopolitika-Cilt 2; Foucault’dan Günümüze Biyopolitikanın İzdüşümleri (Editör, 2016); Perdeye Yansıyan Kavga-Yılmaz Güney’den Emin Alper’e Türkiye’de Politik Sinema (Derleyen, Burcu Şenel ile, 2019); Clare Birchhall , Gary Hall, Yeni Kültürel Çalışmalar: Kuramdaki Serüvenler (Çeviri, 2013), Roberto Esposito, Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi (Çeviri, 2018).

Karantina

Bulaşıcı hastalık salgınlarına karşı hastalanmaları ve ölümleri azaltabilmek için -yöneticilerin seçtiği stratejiye uygun olarak- farmakolojik ve farmakolojik olmayan girişimler uygulamaya konabilir. Farmakolojik iki önlem aşı ve ilaçtır. Farmakolojik olmayan girişimler ise şunları içerir:

  • Kişisel koruyucu önlemler (El hijyeni, solunum görgü kuralları ve yüz maskeleri);
  • Çevresel önlemler (Yüzeylerin ve nesnelerin dezenfeksiyonu ve diğer çevresel önlemler);
  • Fiziksel uzaklık önlemleri (Temaslı izlemi, hastaların izolasyonu, karantina, okul önlemleri ve okulların kapatılması, işyeri önlemleri ve işyerlerinin kapatılması ve kalabalıktan kaçınma) ve
  • Seyahatle ilgili önlemler (Seyahat tavsiyesi, giriş ve çıkış taramaları, seyahat kısıtlamaları ve sınırların kapatılması).

Karantina, bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olmasından kuşku duyulan kişi ve/veya hayvanları hastalığın en uzun kuluçka süresine eşit bir süre sağlam kişilerle temas ettirmemek üzere alınan önlemdir.

Bulaşıcı hastalık salgınını kişiler arasındaki teması azaltarak kontrol altına alabilmek için baskılama ve/veya etkisini azaltma stratejisinin seçilmesi halinde yurt çapında uygulanması gereken genel yaklaşım, toplum hareketliliğinin sınırlanmasıdır.

Toplumun hareketliliğinin sınırlanması, kişilerin fiziksel olarak bir arada ve birbirlerine yakın olmalarını engellemek, etkileşimleri ve hareketliliği azaltmaktır. Yakın teması engellemek için bütün toplantıların iptali, okulların kapatılması, toplu zaman geçirilen işyeri ve mekanların kapatılması, evden çalışmanın benimsenmesi ve bakkaldan yiyecek almak gibi zorunlu karşılaşmalarda fiziksel uzaklığın korunması gibi uygulamalar yürürlüğe konabilir.

Bütün bu önlemler bulaşıcı hastalığa karşı güçlü bir yanıt niteliği taşırken, süresinin belirsizlik içermesi durumunda, toplumsal ilişkileri zayıflatabilir. Bunun yanı sıra, ülkenin yönetim biçimine ve demokrasi düzeyine bağlı olarak, iktidar(lar)a karşı itirazı olan muhalif kişi ve toplulukların etkinliklerini sınırlayabilir.

Bu konuşmada bir hekim ve halk sağlıkçı gözüyle bu ikileme ilişkin değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Kayıhan Pala: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1988’de mezun oldu. Zorunlu hizmetini Rize Muradiye Sağlık Ocağı’nda yerine getirdi. Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’ndeki Halk Sağlığı doktorasını 1997 yılında bitirdi. 2000’de yardımcı doçent, 2004’te doçent ve 2010 yılında profesör unvanı aldı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda görev yapan Dr. Pala “Birinci Basamakta Kamu Sağlık Yönetimi El Kitabı” ve “Türkiye’de Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı: Şehir Hastaneleri” kitaplarının editörü, “Pandeminin Düşürdüğü Maskeler COVID-19 Salgınının Muhasebesi” kitabının Osman Elbek ile ortak editörüdür.

Kurtul Gülenç1997 yılında girdiği Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki lisans eğitimini tamamladıktan sonra, 2005 yılında yine aynı üniversiteden yüksek lisans, 2010 yılında da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden doktora derecelerini aldı. Ulusal ve uluslararası dergilerde çeşitli makaleleri ve çevirileri yayınlandı. Gülenç’in Marksizmde Ahlak Tartışmaları: Adalet, Özgürlük, Mutluluk (Tekin Yayınları, 2016), Frankfurt Okulu (Ayrıntı Yayınları, 2015) ve Önder Kulak ile birlikte kaleme aldığı Marx ve Sonrası (İthaki Yayınları, 2017) adlı kitaplarının yanı sıra Ahu Tunçel ile birlikte editörlüğünü yaptığı Siyaset Felsefesi Tarihi – Platon’dan Zizek’e (Doğu Batı Yayınları, 2013) ve Özlem Duva ile birlikte yayına hazırladığı Yargıya Felsefeyle Bakmak (YKY, 2016) adlı çalışmaları da bulunmaktadır. Sırasıyla Maltepe Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümlerinde çalışan Gülenç, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde görev yapmaktadır. Çalışma ve ilgi alanları toplum ve politika felsefesi, sosyal bilimler felsefesi, Eleştirel Teori ve Aydınlanma felsefesidir.

11 Nisan Pazar

ARENDT; PANDEMİ ve TOTALİTARİZM

Konuşmacılar: Zeynep Gambetti ve Feride Aksu

Moderatör: Zeynep Talay Turner

Hannah Arendt’le Birlikte Günümüzde Totalitarizmi Düşünmek

Alman düşünürü Hannah Arendt, 1950 yılında yayınlanan başyapıtı Totalitarizmin Kökenleri’nde eşitsizliklerle dolu bir dünyanın totalitarizm tehlikesine her zaman açık olacağını iddia etmişti. Günümüzde gerek sağcı ideolojilerin yükselişe geçmesi, gerekse Covid-19 pandemisi yüzünden devletin egemenlik alanları genişlemektedir. Hayatın her alanını düzenleyen iktidar, aynı zamanda kazanılmış hakları törpülemekte, muhalif siyasi söylemleri kriminalize etmektedir. Bu gidişata Arendt’in kurguladığı siyasetsizleştirme merceğinden bakmak içinde bulunduğumuz girdabı daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Zeynep Gambetti: Doktorasını Paris 7 Üniversitesi’nde siyaset felsefesi alanında yapmış olan Zeynep Gambetti, 2000-2020 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Marx, Arendt ve Deleuze’den esinlenen çalışmalarında eylem kuramları, çatışmalı toplumsal hareketler ve neoliberal şiddet biöimleri üzerine odaklanmaktadır. Derlediği ve katkıda bulunduğu eserler arasında Rhetorics of Insecurity: Belonging and Violence in the Neoliberal Era (New York, SSRC/New York University Press, 2013), The Kurdish issue in Turkey: A Spatial Perspective, (London/New York, Routledge, 2015) ve Vulnerability in Resistance: Politics, Feminism, Theory (Durham, NC., Duke University Press, 2016) bulunmaktadır.

Pandemi Yönetiminin Kavramları

Bulaşıcı hastalıklar hep eşitsizlikleri işaret etti. Sömürgecilik döneminde Afrika, Asya ve Latin Amerika’da sivrisineklerin deri rengine bakmadan sömürgecilere de sıtma bulaştırması Avrupa’da pek çok ülkede Tropikal Tıp ve Hijyen okullarının kurulmasına neden olmuştu. Burada amaç sömürge ülkelere gönderilen askeri ve idari personeli tedavi edebilmek yanı sıra bu ülkelerdeki yerli nüfusun da ölmeyecek düzeyde üretime devam edebilmelerini sağlamaktı.

Enfeksiyon hastalıkları 19. yüzyıldaki kolera salgını nedeniyle ilk kez uluslararası diplomasinin konusu olmuştu. 20. yüzyılın sonunda HIV/AIDS, 21. yüzyılın başında Kuş Gribi (H5N1), SARS gibi hastalıklar epidemilere hatta pandemilere yol açtılar ve bir sağlık sorunu olarak gündeme gelmelerinin yanı sıra, belki de daha yoğun bir biçimde uluslararası ilişkilerin ve militarizmin gündemine girdiler. Güvenlikleştirilmeleri de böylece başladı. Dünya Bankasının başkanı James Wolfensohn “AIDS bir sağlık meselesi değil bir kalkınma krizi, bir güvenlik krizidir” demişti. 2000 yılında BM Güvenlik Konseyi resmi olarak HIV/AIDS’i uluslararası güvenliğe tehdit olarak tanımlamıştı.

Tarihsel olarak tıpta askeri metaforların kullanıldığına tanık oluruz. Tıbbi tedavilerin hastalıkları defetmek için kullanılan silahlar olarak tanımlanması gibi. Sağlık ve güvenlik söylemlerinin ortak sözcükleri vardır: eliminasyon, savunma, koruma, cephe gibi... Pandeminin dili de savaş metaforları ve analojileri içeren bir dildir; kampanya, ön cephe, kayıplar, kuşatma, ölü sayıları, üzerimize düşeni yapma, kapsamlı önlemler, toplam seferberlik, tam kapanma kavramlarıyla. Bunların yanı sıra sürü bağışıklığı, sosyal mesafe, hayat eve sığar, aynı gemideyiz gibi kavramlar da dolaşıma girdi...

Trump, Macron, Jinping pandemiyi bir varoluşsal tehdit ve mücadeleyi de bir savaş olarak tanımladılar. Bu varoluşsal tehdit söylemi ilgili kitle tarafından kabul edildiğinde istisnai ve olağanüstü tedbirler olanaklı hale gelmektedir. Önceki pandemilerin güvenlikleştirilmelerinden elde edilen deneyim, politik liderlerin COVID-19’a karşı güvenlik söylemiyle pozisyon almalarını kolaylaştırmıştır.

Bir yandan da salgınla mücadelenin teknik alt yapısını oluşturan epidemiyolojinin terimleri ve kavramları vardır; karantina, izolasyon, temaslı taraması, filyasyon, sürveyans, salgın eğrisi gibi. Epidemiyolojik yöntemlerin sadece hastalıkla mücadele amacıyla değil, baskı uygulamalarının gerekçesi olarak kullanılmalarına tanık olundu. Kuşkusuz salgının güvenlikleştirilmesi ve salgın önlemlerinin güvenlik perspektifiyle araçsallaştırılması neoliberal politikaların uygulanabilirliğini sağlamak içindir. Bu nedenle pandemi yönetiminin neoliberalizmle malûl olduğunu not düşmek gerek.

Konuşmamda salgınla mücadelede kullanılan epidemiyolojik yöntemlerin baskı politikaları için araçsallaştırılmasını, “bilimin” tavsiyelerinin meşruiyet zemini olarak kullanılmasını kavramların ve dilin izini sürerek deşifre etmeye çalışacağım. Pandemi yönetiminin demokratikleştirilmesini tartışacağım.

Feride Aksu Tanık: Tıp doktoru, halk sağlığı profesörü. TİHV Kurucular Kurulu üyesi, TTB Etik Kurulu ve Uluslararası Sağlık Politikaları Birliğinin Avrupa biriminin dönem başkanı, Dünya Tabipler Birliği’nin Sosyal ve Tıbbi İşler Komitesi danışmanıdır. TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü sahibidir. Barış imzacısı olduğu için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesindeki görevinden ihraç edildi. TİHV Akademide çalışmaktadır. Çalışma alanları sağlık politikaları, sağlık hakkı, sağlıkta eşitsizlikler, olağandışı durumlarda sağlık hizmetlerinin sunumudur. Uluslararası ve ulusal kitap bölümleri ve hakemli dergilerde çok sayıda makalesi yayınlanmıştır.

Zeynep Talay Turner: Warwick Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans yaptıktan sonra doktorasını Polonya Bilimler Akademisi’nde felsefe bölümünde tamamladı (2013). Daha çok Kendilik Felsefeleri, 19. ve 20. yüzyıl Kıta Felsefesi ve Felsefe-Edebiyat ilişkisi üzerine çalışan Talay Turner şu an İstanbul Bilgi Üniversitesi, Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans Programında felsefe dersleri vermekte, aynı zamanda Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programının da direktörlüğünü yapmaktadır.

DERRİDA, ANTROPOSEN, PANDEMİ ve ŞANS

Konuşmacılar: Zeynep Direk ve Tacettin Ertuğrul

Moderatör: Demet Parlar

Derrida ve Küresel Isınma Çağında Şans

Antroposen felsefesi sorumluluk ve şans hakkındadır. Ancak içinde bulunduğumuz bu çağda şansı nasıl düşünmeliyiz? Küresel ısınma sonucunda bir terra incognita’ya doğru sürüklenirken Derrida’nın felsefesi bize ne söyleyebilir? Durumumuzun içerdiği sorunlara bir çözüm sunabilir mi? Antroposenden Derrida’ya baktığımızda onun logos tarihinin yapıları ve etkileriyle ilgilendiğini daha net bir biçimde görebiliriz. Derrida’nın bir doğa felsefesi yoktur. Toplumsal kurumların doğa ile etkileşimi üzerine de düşünmemiştir. İnsani olmayan failliğin tarihsel olan üzerindeki etkileri üzerinde durmamıştır. Derrida birçok vesileyle metafizik hümanizmi eleştirse de onu yine de hümanist bir düşünür yapan şey belki de budur. Metafizik hümanizmi aşmak insandan daha fazlasıyla ilgilenmek olsa dahi, bu hep zamansal ve dilsel bir biçimde kavranmış, Derrida bir yeryüzü düşünürü olmamıştır. Şansı başka türlü düşünmek için nasıl bir onto-politikaya ihtiyacımız vardır?

Zeynep Direk: 1966 yılında İstanbul’da doğmuş, 1984 yılında Galatasaray Lisesi’nden, 1990’da Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuştur. 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Lisans derecesini almış, 1998 yılında Memphis Üniversitesi’nden doktorasını almıştır. 2014 yılına kadar Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. 2014’ten beri Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Araştırmaları Çağdaş Fransız Felsefesi, Etik, Feminist Felsefe alanlarında çeşitli sorunları konu edinir. Derrida Critical Assessments (Routledge, 2001) ve A Companion to Derrida’nın (Blackwell, 2014) editörüdür. Başkalık Deneyimi, Yapı Kredi 2005 ve 2013 ve Cinsel Farkın İnşası Metis 2018 başlıklı iki kitabı vardır. Türkçe, İngilizce ve Fransızca çok sayıda makale yayınlamıştır. Cinsiyetli Olmak (Yapı Kredi, 2004), Cinsiyeti Yazmak (Yapı Kredi, 2017) Sonsuza Tanıklık (Metis 2003) Dünyanın Teni (Metis 2017), Jean-Paul Sartre: Tarihin Sorumluluğunu Almak (Metis, 2010), Irk Kavramını Kim Etti? (Metis, 2001) Çağdaş Fransız Düşüncesi (Epos, 2004), Levinas Okumaları (Pinhan, 2011), Platon’un Eczanesi (Pinhan, 2011) gibi birçok Türkçe derleme kitabı yayına hazırlamıştır.

Pandemi, Pharmakon ve Tele-teknolojiler

Koronavirüsün ortaya çıkışına ve peşinden gelen yıkımlara ilişkin olarak şu sözü sıklıkla işittik: “Bir virüs geldi ve dünyaya büyük bir kargaşa getirdi.” Ancak biliyoruz ki virüs uygarlığımızın büyük saflığının başına gelmedi. Pandemi kırılganlığımızı bize bir kez daha gösterdi. Öte yandan pandemi yalnızca yıkım getirmedi. Birlikte oluşumuza ve dünyada oluşumuza ilişkin çok sayıda soruyu da kendisiyle getirdi. Bu sunumda Derrida düşüncesinden hareketle farklı uğraklardan geçerek pandemi üzerine bir soruşturma gerçekleştirmeyi deniyoruz. Yaşamın ötekine açıklığı, pharmakon, tele-teknoloji gibi temaların içinden ilerleyeceğiz… Şayet “antroposen” dünya karşısındaki sınır tanımayan bir şiddete işaret ediyorsa; şans da dünyayla mevcut ilişkimizin ötesine dair olacaktır.

Tacettin Ertuğrul: Galatasaray Üniversitesi ve Strasbourg Üniversitesi’nden 2016 yılında doktora derecesini aldı. “Jacques Derrida et le problème de la technique” (L’Harmattan, 2020) adlı bir kitabı, makaleleri ve çevirileri var. Strasbourg Üniversitesi bünyesindeki Çağdaş Felsefe ve Alman Felsefesi Araştırmaları Merkezi’nin (CREPHAC) üyesidir. İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Demet Parlar: Tıp doktoru. 2015’ten bu yana İstanbul Tabip Odası Felsefe Toplantıları'nı düzenliyor. TTB Ali Özyurt Sanat Edebiyat ve Kültür Kolu Çalışma Grubu üyesi. Halen özel sektörde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı olarak çalışıyor.

* Sempozyum TTB'nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı olarak yayımlanacaktır.

* Konuşmacılara soru sorabilmek için ise kayıt olmanız gerekmektedir. Kayıt için lütfen tıklayınız.